XII-XIII. Yüzyıllarda Endülüs’te Bilimsel Gelişmeler

tarafından
80
XII-XIII. Yüzyıllarda Endülüs’te Bilimsel Gelişmeler

Mevzu Anlatımı – Mevzu Anlatımı ve toplumsal içerik platformu

PDF indir

Müslümanlar, Emeviler Süreci’nde Şimal Afrika kıyılarını fethetmiş, bu durum Güneybatı Avrupa’yı Müslümanların fethine açık hâle getirmişti. Emeviler Süreci’nde, 711’de Tarık bin Ziyad önderliğindeki bulgu ordusu Endülüs’e (İber Yarımadası) geçerek Avrupa’da ilerlemeye başladı. 712’de Emevilerin Afrika valisi olan Musa b. Nusayr İspanya’ya çıkarak kuzeye doğru ilerlemeye devam etti. Birkaç yıl içinde Yarımada’nın büyük bir kısmını fetheden Müslümanların bu ilerleyişini Charles Martel (Çarls Martel) kumandasındaki Frank ordusu Puvatya Savaşı (732) ile durdurdu. Müslümanlar, bu yenilgiye karşın ilerleyen yüzyıllarda bu bölgede irili ufaklı birçok devlet kurarak siyasal varlıklarını devam ettirdiler. Hristiyan krallıkların 1492’de Gırnata’daki Müslüman emirliğine son vermesiyle Yarımada’daki Müslümanların yönetimi sonlanmış oldu.

610-1258 yılları arasında İslam Devleti Sınırları
610-1258 yılları aralığında İslam Devleti Sınırları

Endülüs’te bilimsel ortam Müslüman hükümdarların desteğiyle büyük gelişme göstermiştir. Bağdat ve Şam şeklinde devrin meşhur bilim merkezleriyle olan ilişkiler Hristiyan Avrupa’da bulunmayan Eski Yunan’a ilişik eserlerin Endülüs’e nakledilmesinde etkili olmuştur. Halife II. Yargıcı’in (961-976) başkentte yaptırdığı Kurtuba Medresesine dünyanın derhal her yerinden ve her dinden insan, tahsil görmek için gelmeye başladı. Kurtuba Medresesinde bilhassa cebir, geometri, astronomi ve tıp bilimlerinde büyük gelişme kaydedildi. Bu zamanda, hükümdarlar tarafınca değil kendini eğitime adamış Müslüman halk tarafınca da oldukca sayıda okul ve kütüphane açıldı. Bu yıllarda Kurtuba’da yetmiş civarında kütüphane bulunmaktaydı. Halife II. Yargıcı’in Kurtuba’da kurduğu kütüphanede 400.000’e yakın kitabın bulunmuş olduğu rivayet edilmektedir. Bu zamanda Müslümanlar içinde okuryazar oranı devasa yükseklikte iken Hristiyan Batı’da son aşama düşüktü. Okuma yazma bilenler de çoğu zaman kilise sınıfındandı.

Endülüs’te Bilim İnsanları

Endülüs’te yöneticilerin başarı göstermiş bir yönetim sergilemesi, yöneticilerin ve halkın kültürel çalışmalara olan desteği, coğrafi konumun kültürel etkileşim için uygun olması şeklinde nedenler bilimin gelişmesine ve oldukca sayıda bilim insanının yetişmesine ortam hazırlamıştır. Endülüs’te yetişen başlıca bilim adamları şunlardır:

XI. yüzyılda Endülüs’te yaşamış olan Murâdî mekanik mühendisliğinin öncülerindendir. Malum tek eseri olan Kitâbü’l-Esrâr fî Netâ’ici’l-Efkâr‘da (Fikirlerin Neticesindeki Sırlar Kitabı) mekanik oyuncak, su ile çalışan saat, harp makinesi, suyun kaldırma gücüyle çalışan alet, güneş saati çizimleri yer almıştır. Eserdeki mekanik aletler ve çizimler, eserin Doğu’nun mekanik mühendisliğinden bağımsız olarak hazırlandığını göstermektedir. Kitaptaki mekanik sistemler, sonraları Endülüs’te ve Avrupa’da kullanılmıştır. Mekanik aletlerde denge unsuru olarak cıvayı kullanan Muradî, çağdaşı Zerkâlî ile beraber usturlabı tasarlamıştır. Her iki bilim insanının yapmış olduğu emek harcamalar, Kastilya Kralı X. Alfonso’nun talimatıyla hazırlanan The Libros del Saber de Astronomía (Astronomi Bilgisi Kitabı) adlı eserde yer almıştır.

Endülüs’te Madrid şehrinde doğduğu için Mecrîtî (950-1007) diye anılan bu bilim insanı matematik ve astronomi biliminde devrinin önde gelen bilim insanlarındandır. “Endülüs’ün Öklid‘i” olarak da tanınan Mecrîtî, aritmetik ve astronomi üstüne bir okul kurmuştur. Sarayda gözlemler yapmış ve bu gözlemleri esnasında aslan takımyıldızının en parlak yıldızı olan Regulus’u gözlemlediğini kaydetmiştir. Talebeleriyle beraber Harîzmî’nin zic tabloları üstünde çalışmış ve onun astronomik cetvellerine mühim ilavelerde bulunmuştur. Yapmış olduğu bu emek harcamalar, XII. yüzyılda Bathlı Adelard tarafınca Latinceye çeviri edilmiş ve Zic onun yardımıyla Avrupa’da tanınmıştır. Mecrîtî, Batlamyus’un Planisphaerium adlı eseri üstünde çalışmış ve bu esere yeni bilgiler ilave etmiştir. Eserin son kısmında daha oldukca trigonometriyle ilgili olan Menelaus Teoremi mevzusunda oldukca sayıda problemin çözümü üstünde durmuştur. İhvan-ı Safa Risaleleri’nin Endülüs’te tanınması tamamen onun vasıtasıyla olmuştur. Usturlap üstüne yazdığı yapıt, XII. yüzyılda İtalyan matematikçi Tivolili Yayla tarafınca Latinceye çevrilmiştir. Ek olarak vergiler ve iktisat mevzusunda da yapıt yazmıştır.

Endülüs’te yetişen bilim adamlarından olan Zahravî (936-1013) İslam dünyasının en meşhur cerrahlarından biridir. Yazıya döktüğü el Tasrif isminde eserde sürecinin cerrahi bilgilerini ve yeni şekilleri tanıtmıştır. Bu eserde yaraların ateşle dağlanması, hayvanlar üstünde gözlem amaçlı ameliyatlar yapılması, kadavra teşrihi, ameliyatlarda kullanılan aletleri gösteren resimler yer almıştır. Batı’da cerrahi uygulamaların gelişmesinde Zahravî’nin tesiri büyük olmuştur.

Tuleytula’da doğan astronomi bilgini Zerkâlî (1029- 1087), çalışmalarını ve gözlemlerini kendi kurduğu rasathanede yapmıştır. Yunan bilim adamlarından Batlamyus’un astronomi ile ilgili öne sürdüğü bilgilere ciddi eleştiriler getirmiştir. Dünya ile Güneş arasındaki mesafeyi ölçen Zerkâlî, Tuleytula’da 400’den fazla gözlem yapmıştır. Yapmış olduğu dakik gözlemler neticesinde Güneş’in, öteki gezegenlerin ve yıldızların hareketleri ile ilgili Tuleytula Cetvelleri adında olan Zic ve Almanak’ı düzenlemiştir. Zerkâlî’nin bu emek vermesi, XII. yüzyılda Cremonalı Gerard (Cörad) tarafınca Latinceye çeviri edilmiştir. Avrupa’da matematiğe dayalı astronominin doğmasına büyük katkıda bulunmuş, Tuleytula Cetvelleri kısa zamanda Avrupa’nın her yerinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu cetveller 13. yüzyılda Alfonso Tabloları’nın hazırlanmasında da kullanılmıştır. Zerkâlî’nin astronomi geçmişine imzasını atmasını elde eden kim bilir en mühim icadı Safiha adında olan evrensel usturlabıdır. Söz mevzusu usturlap şundan bir halde, her yerin ufkunu temsil edecek tarzda dairevi hareketli yapılmış, Ay tutulmasını resimlemiş, dairevi ve safihadan ibarettir. Usturlap ile ilgili olarak yazdığı Kitabü’l-Amel Bi’s-safiha ez-Ziciya (Safiha’nın Yıldız Tabloları Kitabı) eseri hemen sonra Latinceye, İbraniceye ve öteki bazı Avrupa dillerine çeviri edilmiştir.

İspanya'da bastırılan bir pul üzerinde yer alan Zerkâli resmi
İspanya’da bastırılan bir pul üstünde yer edinen Zerkâli resmi

XII. yüzyılda yaşamış astronomlardan önde gelen Câbir b. Eflah Sevilla’da dünyaya gelmiştir. Bilim dünyasında Batlamyus’a yapmış olduğu eleştirilerle tanınmış, bu eleştirilerini Kitâbü’l-Hey’e fî Islahi’l-Mecistî (Mecistî’nin eserinin tashihi) adlı eserinde toplamıştır. Yapıt, Latince ve İbraniceye çeviri edilmiştir. Eserinde dikkat çeken husus, eserin giriş bölümünde trigonometriyle ilgili verdiği bilgilerdir. Batılılar bilhassa Kopernik, onun trigonometri bilgisinden oldukca etkilenmiştir. Câbir B. Eflah’ın astronomi bilimine sunmuş olduğu katkılardan biri buluş etmiş olduğu halkalı bir astronomi aletidir. Bu alet, üstünde bulunan bir halka ile çeşitli düzlemlere bakılırsa gözlem yapılabilme imkânı sunmaktadır. “Câbir’in Teodoliti” diye malum bu alet Avrupalı astronomlar tarafınca da kabul görmüş ve bu aletten yola çıkılarak başka astronomi aletleri yapılmıştır.

Ufak yaşta ilim tahsiline başlamış olan İbn Tufeyl (1106-1186) tıp tahsilini Gırnata’da yapmıştır. Felsefe, matematik, hukuk ve tıp alanındaki çalışmalarıyla tanınan İbn Tufeyl, bir taraftan ders vermiş bir taraftan tabiplik yapmış, Gırnata’da sarayda vezirlik vazifesini de yürütmüştür. Astronomi alanında otorite kabul edilen İbn Tufeyl, Batlamyus’un astronomi ile ilgili fikirlerini sert bir üslupla eleştirmiştir. Astronomi çalışmalarını geometri üstüne temellendirmiştir. İbn Tufeyl ek olarak ısının ışık dalgalarıyla yayıldığını, ısı ve ışık dalgalarının beraber hareket ettiğini, Güneş’in küre şeklinde ve Dünya’dan oldukca daha büyük bulunduğunu, yeryüzünün güneşle aydınlanıp ısındığını, güneşin daima dünyanın yarısından fazlasını aydınlattığını söylemiştir.

Felsefe alanında da söz sahibi olan İbn Tufeyl, ilim meclislerinde bulunmuş ve kendisinden önceki felsefecilerin pek çoğunu eleştiri etmiştir. Farabi, İbn Sînâ şeklinde felsefecilerin görüşlerini reddetmiştir. Görüşleri ile Avrupa’yı derinden etkileyen İbn Tufeyl’e bakılırsa toplumu gerçekleştiren fertlerden yetenekli olanlar; kabiliyetleri yönünde yetiştirilmeli, eğitim ve öğretime doğal olarak tutularak topluma ve insanlığa yararlı hâle getirilmelidir. Astronomi, tıp ve felsefe alanında eserler yazan İbn Tufeyl’in birçok eseri günümüze kadar ulaşamamıştır. Onun günümüze ulaşan en mühim eseri, XIV. yüzyıldan itibaren tüm dillere çevrilen Hay bin Yakzan adlı eseridir. Dünyada felsefî romanın ilk örneği olan bu eserin tesirleri Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı eserinde açıkça görülmektedir.

Endülüs’ün yetiştirmiş olduğu en büyük bilim adamlarından önde gelen İbn Rüşd (1126-1198) felsefe, tıp, edebiyat ve fıkıh ilimlerinde oldukca iyi bir eğitim aldı. İbn Rüşd, yönetimsel görevlerinin yanında saray hekimliği de yapmış ve yazmış olduğu el-Külliyât fî’t-Tıb (Tıp Külliyatı) adlı eserinde tıbbın tüm mevzularını bir arada toplamıştır.

İbn Rüşd heykeli, Kurtuba
İbn Rüşd heykeli, Kurtuba

İbn Rüşd’ün günümüze tesiri aslolan olarak felsefe alanında olmuştur. Himayesinde olduğu hükümdar Yunan felsefesine ilgisi dolayısıyla İbn Rüşd’le evrenin yaratılışı hakkında söyleşi etmiş, onun felsefedeki derin bilgisini fark ederek ondan Aristo’nun eserlerini yorumlamasını istemiştir. Batı’da Averroes olarak tanınan İbn Rüşd, Aristo’nun eserlerine getirmiş olduğu yorumlarla Aristo’nun Batı’da tekrardan tanınmasını elde etmiştir.

İbn-i Rüşd’ün felsefe ile ilgilenmeye başladığı dönemde Yunan felsefesinin İslam düşüncesi üstündeki tesiri üstüne meydana getirilen tartışmalar devam ediyordu. Bu durum felsefeye ve düşünürlere karşı ciddi bir güvensizliğe niçin olmuştu. Siyasal ve toplumsal başarısızlıkların sebebinin dinden ayrılarak sapkın felsefi görüşlerin benimsenmesi olduğu ileri sürülmüştü. Gazâlî, bu sebeple felsefecilere karşı yoğun bir eleştiri başlatmıştı. İbn Rüşd, İslam dünyasında felsefeciler ve kelamcılar içinde cereyan eden bu tartışmalarda felsefecilerin tarafını tutmuş ve Gazâlî’yi Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlıkları) adlı eserindeki görüşleri sebebiyle eleştirerek akıl yöntemiyle erişilen bilgilere güvenilebileceğini savunmuştur.

İbn Rüşd’e bakılırsa İlahî Hakikat’ın bilgisine götürmüş olan yollardan birisi de akıldır. Felsefe, insanları varlıklar hakkında düşünmeye ve varlıkları yaratanı düşünmeye sevk etmektedir. Din de aynı amaca haizdir. Kur’an-ı Kerim bizim düşünmemizi istediğine bakılırsa birçok olayın nedenini bulmak için aklımızı kullanmalıyız. Aklımızı kullanınca da düşünürüz. Fikir de bir çeşit felsefe yapmak anlama gelir. Ona bakılırsa gerçeklere ulaşmak için tevil (izahat, yorumlama) şarttır. İyi felsefeciler tevil yolunu tutarlar. Fıkıhçılar tevile yandaş olmadıklarından kolay kolay anlaşamaz ve mezheplere ayrılırlar. İbn Rüşd, bu görüşleriyle akıl ile vahyin çatışmadığını belirterek felsefe ile dini uzlaştırmaya çalışmıştır. İbn Rüşd’ün bu yaklaşımı, felsefecilerle kelamcılar arasındaki çatışmayı giderecek özellikte olmasına karşın İbn Rüşd’ün görüşleri İslam dünyasından oldukca Hristiyan dünyasında etkili olmuştur.

Batı Biliminin Oluşumunda İslam Biliminin Yeri

İslam biliminin Avrupa'ya geçiş güzergâhları
İslam biliminin Avrupa’ya geçiş güzergâhları

Batı biliminin oluşumunda İslam biliminin Batı’ya aktarılması mühim bir yere haizdir. Bunun haricinde İslam biliminin Avrupa’ya geçişi, tarihî süreç içinde üç değişik yol üstünden gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi VIII. yüzyıldan itibaren, İber Yarımadası’nın alınmasıyla beraber İslam dünyası ile Avrupa’nın batısı içinde köprü kurularak İslam dünyasındaki çalışmaların Avrupa’ya aktarılmasıdır. X. yüzyılda başlamış olan, XII. yüzyılda yoğunlaşan tercümelerle İspanya çeviri merkezi konumuna gelmiştir. Şimal İspanya’da, Pireneler’in eteğinde yer edinen Ripoli Manastırı devrin mühim tercüme merkezlerinden biriydi.

İmmanuel Kant
İmmanuel Kant

Burada daha oldukca geometri ve astronomi ile ilgili çeviriler yapılmaktaydı. Öteki mühim tercüme merkezi de Başpiskopos Raymond tarafınca XII. yüzyılda Tuleytula (Toledo) şehrinde açıldı. Arap dili ve edebiyatının da öğretildiği bu müessesede çalışan Müslüman, Hristiyan ve Yahudi mütercimler; felsefe, astronomi, matematik, tıp, kimya, tarih, coğrafya ve edebiyatla ilgili oldukca sayıda Arapça eseri Latinceye çeviri etmişlerdir. Meydana getirilen bu çeviriler Fransa, İngiltere ve Orta Avrupa’ya aktarılmıştır. Bu çeviriler içinde Müslüman bilim adamlarının Eski Yunan felsefesinin eleştiri ve yorumları mühim bir yer tutmaktadır. Avrupalılar bu yorumlar yardımıyla Eski Yunan bilimini, bilhassa Aristo’yu tekrardan tanıma imkânına kavuşmuştur. Müslüman filozofların din ile aklı uzlaştırma yönündeki fikirleri bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştır. İbn Rüşd, Aristo felsefesi üstüne yapmış olduğu yorumlarını ve Müslüman filozoflara yönelik eleştirilerini içeren Tehâfütü Tehâfüti’l-felâsife (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eseriyle Avrupa’da kendisine en fazla saygınlık edilen felsefeci hâline gelmiştir. Eserleri, Paris Üniversitesinde ve öteki bilimsel nitelikli kurumlarda okutulmuştur. Adını İbn Rüşd’den alan Averroism, yüzyıllarca Avrupa’da hakim fikir ekolü olarak kaldı. Meydana getirilen ilmî araştırmalar, aralarında Immanual Kant’ın (İmanuyal Kant) da olduğu aydınlanmacı düşünürlerin ondan etkilendiğini göstermektedir.

İslam biliminin Batı’ya aktarılmasında kullanılan ikinci yol ise XI. yüzyılın ikinci yarısında Cenup İtalya üstünden açılmıştır. XI ve XII. yüzyılda Sicilya’ya egemen olan Norman Krallığı hükümdarı II. Roger (Racır), Endülüs medeniyetine duyduğu hayranlık sebebiyle Arapça öğrenimini ve Arapça eserlerin Latinceye tercümesini teşvik ve himaye etmiştir. Burada ve bilhassa Sicilya’da meydana getirilen tercümeler yardımıyla sayısını bilemediğimiz kadar oldukca Arapça kitap başka adlar altında Latince’ye çevrilmiş ve Avrupa’da yayılmıştır.

Toplumun değişik kesimlerinden oldukca sayıda insan çeviri faaliyetlerinde vazife almıştır. Bunlardan önde gelen Tunuslu Constantin Africanus (Konstantin Afrikanus); Mısır, Bağdat, Hindistan ve Habeşistan’a seyahatlerde bulunmuş; İbrani, Süryani, Keldani, Grek, Habeş ve Hint dillerini öğrenmiş ve Sicilya’da hanedanla yakınlık kurarak papaz meslektaşları ile beraber yirmi beşten fazla kitabın çevirisini yapmıştır.

Harîzmî heykeli, Özbekistan
Harîzmî heykeli, Özbekistan

Toplumun değişik kesimlerinden oldukca sayıda insan çeviri faaliyetlerinde vazife almıştır. Bunlardan önde gelen Tunuslu Constantin Africanus (Konstantin Afrikanus); Mısır, Bağdat, Hindistan ve Habeşistan’a seyahatlerde bulunmuş; İbrani, Süryani, Keldani, Grek, Habeş ve Hint dillerini öğrenmiş ve Sicilya’da hanedanla yakınlık kurarak papaz meslektaşları ile beraber yirmi beşten fazla kitabın çevirisini yapmıştır. Öteki mühim bir isim Bathlı Adelard seyyah olup Fransa, Sicilya, Kilikya ve Suriye’yi dolaşmıştı. Adelard’ın önde gelen çevirileri içinde İbrahim el-Fezari’nin Sanskritçeden Arapçaya çeviri etmiş olduğu ve Endülüslü gökbilimci Mecrîtî tarafınca güncellenen el-Sindhind (Siddhânta) adlı cebir kitabı ile El-Harîzmî’nin aritmetik alanında yazdığı De Numero Indorum (Hint Sayıları Hakkında) adlı eseri yer almıştır. Gene El-Hârizmî’nin cebir alanındaki El Kitabü’l Muhtasar fi Hisabi’l Cebr ve’l Mukabele (Cebir ve Denklem Hesabı Üstüne Özet Kitap) adlı eseri Chesterli Robert (Çesterli Rabırt) ve Cremonalı Gerard tarafınca Latinceye çevrilmiştir. Avrupa bu eserle cebirle tanışmış, kitap XVI. yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde kaynak kitap olarak kullanılmıştır. Chesterli Robert Arap sayıları ile ilgili bu çevirisiyle Batı yaşamına bilincinde olmadan yeni terimler kazandırmıştır. Robert, el-cebr kelimesini Algebra; El- Harîzmî’yi de Algoritma olarak Batı yaşamına tanıtmıştır. Batı dünyası bu yapıttan oldukca fazla etkilenmiş ve cebiri bu sayede öğrenmiştir. Tıpta ise Zehravî’nin cerrahi alanındaki emekleri Cremonalı Gerard tarafınca Toledo’da Latinceye çevrilmiştir. Gerard, Eski Yunan’a ilişik eserlerden Batlamyus’un meşhur eseri Almagest’ten (Büyük Bileşim) başka Aristoteles’e ilişik temel fizik eserleri (Fizik, Gökler ve Dünya Üstüne, Doğuş ve Çürüyüş Üstüne, Meteoroloji şeklinde) ile bilimsel yöntemin tartışılmasına yönelik baş eseri olan Posterior Analitik’i çevirmiştir.Çeviri etmiş olduğu matematik eserleri içinde, Öklid’in Ögeler’i, El Hârîzmî’nin Algebra’sı (Cebir) ve Üç Kardeşin Geometrisi de vardır. Öte taraftan el-Kindî’nin felsefe alanındaki risaleleri de bu devrin öteki mühim çevirileri arasındaydı. Bunların haricinde astronomi, astroloji ve tıp alanında da oldukca sayıda çevirisi mevcutttur.

Almanya'da basılmış pul üzerindeki İbni Sînâ'nın temsilî resmi
Almanya’da basılmış pul üstündeki İbni Sînâ’nın temsilî resmi

slam biliminin Batı’ya aktarılmasında kullanılan üçüncü yol ise İslam dünyasının doğusunu Tebriz, Erzurum, Trabzon üstünden İstanbul’a; sonrasında da İtalya’ya, Doğu ve Orta Avrupa’ya bağlıyordu. XIII. yüzyıldan itibaren verimli olmaya başlamış olan bu yolda İstanbul’a evvelde getirilen Arapça kitaplar hemen sonra eski Yunan bilginlerinin adı altında Latinceye çevrilerek, bunların bir kısmı İstanbul’un fethinden sonrasında göç eden Bizanslılar tarafınca Avrupa’ya götürülerek tanıtılmaya çalışıldı.

İslam biliminden çevrilen bu kitaplar Bologna (1088), Paris (1150), Oxford (1167), Cambridge (1209), Padva (1222) ve Napoli (1224) şeklinde Avrupa’nın ilk üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmaya başlanmıştır. İbni Sînâ’nın el-Kanun adlı tıp kitabı, İslam dünyasında olmasıyla birlikte Avrupa’da da temel ders kitabı olarak yüzyıllarca kullanılmıştır. Gene bu alanda elliden fazla eserin sahibi olan Zekeriya Râzî, cerrahlığı müstakil bir ilim hâline getiren büyük operatör Zahravî, tecrübeye dayalı cerrahiyi başlatan İbni Zühr şeklinde Müslüman âlimlerin eserleri de Avrupa üniversitelerinde birkaç yüzyıl süresince ders kitabı olarak okutulmuştur.

Felsefe alanında ise tüm eserleri Latinceye çevrilmiş olan İbn Rüşd Avrupa’da, XIII. yüzyılda birçok üniversitede okutulmaya başlanmıştır. XIII. yüzyılda Paris Üniversitesinde, İbn Rüşd’ün felsefesi okutulmuştur. XIV ve XV. yüzyıllar, İbn Rüşd’ün tesirinin en yüksek seviyeye ulaşmış olduğu dönemler olup eserleri Avrupa üniversitelerinde XVIII. yüzyılın ortalarına kadar okutulmuştur.

Astronomide ise yıldızların belli zamanlardaki yerlerini gösteren “zic“ler (hesap cetvelleri) uzun seneler Avrupalı astronomlar tarafınca kullanılmıştır. Battânî’nin Kitab’ül-Zic adlı eseri üç kez Latinceye çevrilmiştir. Battâni’den 550 yıl sonrasında yaşamış Polonyalı meşhur astronomi bilgini N. Copernicus (Kopernik), yazdığı eserde Battânî’nin söylediklerini tekrarlamaktan öteye geçememiştir. Öteki bilim dallarında yazılmış oldukca sayıda yapıt de Avrupa’da uzun seneler kaynak kitap olarak okutulmuştur.

Battânî (temsilî resim)
Battânî (temsilî fotoğraf)

XII-XIII. Yüzyıllarda Endülüs’te Bilimsel Gelişmeler içinde ne olduğu Mevzu Anlatımı sitesinden alıntıdır.