X. Yüzyılda Tıp ve Tıp Teknolojileri Alanındaki Gelişmeler

tarafından
79
X. Yüzyılda Tıp ve Tıp Teknolojileri Alanındaki Gelişmeler

Mevzu Anlatımı – Mevzu Anlatımı ve toplumsal içerik platformu

PDF indir

İslam dünyasında tıp ve tıp teknolojileri alanındaki emekler X. yüzyılda Yunan tıbbını geride bırakacak seviyeye ulaşılmıştır. Müslüman bilim adamları büyü, sihir ve hurafelere saygınlık etmeden tıp alanında örneksiz metotlar geliştirmişler ve sonraki yüzyıllara ciddi bir hekimlik mirası bırakmışlardır. Şüphesiz bunda İslam’ın sihir ve büyü yöntemiyle insanların gövde ve ruh sağlığının iyileştirilebileceği benzer biçimde hurafeleri dışlayan, yasaklayan buyruk ve kurallarının olması mühim bir etkendir.

Dünya tıp literatüründe tüm hastalıkların tedavisini kapsayan, birbirinden bağımsız ilk “el kitapları”nın yazılmış olması İslam tıbbının X. yüzyılda ulaşmış olduğu seviyeyi göstermesi açısından önemlidir. El-Mecûsî‘nin (Ali ibn Abbas) (öl. 994) Kâmil es-Sınâ’a et-Tıbbiyye’si bu alandaki en mühim eserlerdendir. 1127 senesinde aynı yaratı Stephanus Antiochienus’un (Stefanus Antikanus) (Antakyalı) yeni bir çevirisiyle bir kere daha Avrupa’da tanınma imkânı bulmuştur. Yapıt, Arapça olarak yazılmış olup her biri onar bölümden oluşan iki kısımdan oluşmakta ve ortalama 400 000 kelime içermektedir.

El-Mecûsî’nin Kâmil es-Sınâ’a et-Tıbbiyye adlı eseri, X. yüzyılda Constantinus Africanus (Kostanyus Afrikanus) tarafınca Salerno’da Liber Pantegni adı ile Latinceye çevrilmiş ve Avrupa’da yüzlerce yıl çevirmeninin eseriymiş benzer biçimde görülmüştür.

Liber Pantegni
Liber Pantegni

Eserin ilk kısmı kuramsal, ikinci kısmı ergonomik tıbba ayrılmıştır. El-Mecûsî, Aristo ve Galen tarafınca öne sürülen, kalbin ventrikülleri içinde anatomik bir geçit bulunduğunu ima eden klasik görüşü reddeden ilk bilim insanlarındandır. 13-15 nabız benzer biçimde atan ve atmayan damarlar içinde gözenekler bulunmuş olduğu açıklamasıyla da kan kapiller sisteminin varlığını öneren ilk şahıs olarak kabul edilmektedir. Uterusun doğum sırasındaki hareketleri ile ilgili garip klinik gözlemlerinin olduğu bilinmektedir. W. Harvey’den seneler ilkin ilk kez kılcal damar kan dolaşımını ortaya çıkarmıştır.

Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl el-Belhî‘nin (849-934) Türkçeye Gövde ve Ruh Sağlığı şeklinde çeviri edilen Mesâlih el-Ebdân vel-Enfüs adlı eseri de bu yüzyılın en mühim çalışmalarından birisidir. El Belhî, psikosomatik hastalıkların (hastalıklarda ruhsal durumun görevi mevzusunun) erken dönem temsilcisi olarak görülmektedir. Bu yaratı gövde sağlığı ve ruh sağlığı olmak suretiyle iki ana başlıktan oluşmaktadır. Kitabın bütününde dengeli bir yaşam sürmenin gerekliliği vurgulanmaktadır. Belhî, ruhsal hastalıkların bedensel rahatsızlıklardan daha çok bulunduğunu, ruhsal hastalıklardan etkilenme derecelerinin bireysel farklılıklara bağlı olarak değiştiğini, ruhsal ve bedensel hastalıkların birbirilerini etkilediğini aktarmıştır. Eserinde ruhsal acıların bedensel hastalıklara yol açtığını ileri sürerek günümüzde psikomatik adında olan ruhsal sorunların fizyolojik sorunlara dönüşmesine de değinmiştir. Gövde Sağlığı başlığı altında eskilerin “hıfzu’s-sıhha” dedikleri koruyucu hekimlik terimine yer vermesi de dikkat çekicidir. Vücut zayıf düşmeden ya da hastalık ulaşmadan önce lüzumlu tedbirlerin alınması icap ettiğini; yeme, içme, cinsellik vb. mevzularda ölçülü olunmasını belirtmiştir.

El-Belhi'nin Türkçeye çevrilmiş beden ve ruh sağlığı adlı kitabı
El-Belhi’nin Türkçeye çevrilmiş gövde ve ruh sağlığı adlı kitabı

Belhî vücuda ihtiyacı kadar besin alınmasının şu demek oluyor ki dengeli beslenmenin insanı birçok hastalık ve illetten koruduğunu sadece yiyecek için ilk olarak iştahın olması icap ettiğini belirtmektedir. Ona bakılırsa sabah ve akşam olmak suretiyle günde iki öğün yiyecek ideal beslenme biçimidir. Yemeğin miktarının ise kişinin gövde yapısı ve mizacına bakılırsa değişmesi icap ettiğini ifade eder. Bu informasyon günümüzde diyetisyenlerin bireylerin vücut yapısını ve özelliklerini dikkate alarak kişiye özgü rejim programı önermeleriyle de uyumludur. Belhî depresif emareler, korku benzer biçimde ruhsal hâller yaşanması esnasında yiyecek yememeyi tavsiye eder. Ona bakılırsa bu hâller esnasında alınan besinler sindirilemez ve bundan yarar elde edilemez.

Belhî, “Ruh Sağlığı” başlığı altında ise ruhsal hastalıkların bedensel rahatsızlıklardan daha fazlaca görüldüğünü sadece bu durumun ruhsal hastalıkların bedensel olanlardan tamamen bağımsız olarak ortaya çıkmış olduğu şeklinde anlaşılmaması icap ettiğini ifade etmiştir. Ruhsal hastalıkların birçoğu, bedensel hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkmakta kimi zaman de ruhsal rahatsızlıklar bedensel hastalıklara yol açabilmektedir. Dolayısıyla ruh ve gövde kökenli hastalıklar içinde direkt ve birbirini etkileyen bir sürecin olduğu ifade edilebilir. Belhî’nin bu tespitleri günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Endülüslü doktor Süleyman b. Hasan İbn Cülcül’ün (öl.994) 987’de yazdığı Tıp Zamanı (Tabakât el-Etibbâ ve-l-Hukemâ) adlı yaratı, X. yüzyılın en mühim bilim zamanı kitaplarındandır. Adından da anlaşılacağı suretiyle felsefecilerin ve hekimlerin tanıtılmış olduğu bu yaratı, Endülüs bilim zamanı açısından fazlaca önemlidir. Eserde değişik milletlerden doktor ve filozofların biyografileri dokuz katman hâlinde verilmiş, Endülüslülerden de dokuzuncu tabakada söz edilmiştir. Bu kısmı, kitabın en örneksiz kısmı olarak vasıflandırmak mümkündür. Yapıt, kendisinden sonraki fikir ve bilim tarihçileri için başlıca müracaat kaynaklarından biri olmuştur.

Çağıl optiğin babası olarak kabul edilen Heysem’den sonrasında bu alanda yetişmiş en büyük bilim insanı el-Mevsılî’dir (öl.1010). Göz kapakları, gözyaşı kanalları, saydam katman, damar katman, mercek ve göz sinirleri üstünde araştırmalar yapmış, oftalmoloji branşında fazlaca kıymetli iki yaratı yazmıştır. Bu eserlerden en meşhuru, 18. asra kadar göz hastalıkları mevzusunda en iyi ders kitabı olarak kabul edilen Kitab-ül-Müntehab Fî İlac-ıl Ayn” (Göz Tedavisi ve Kullanılan İlaçlar Kitabı) adlı eserdir. El Mevsılî’nin içi oyulmuş çukur bir tüple katarakt ameliyatı yapması, bilim dünyası tarafınca tanınmasını elde etmiştir. Kendi icadı olan metal bir iğne ile (günümüzdeki enjektör benzeri bir alet) yumuşak katarakt tabakasını sorunsuz bir halde ameliyat etmiştir. Gözdeki sarkık iris tabakasını almış ve görme kabiliyetinin kaybolmasını engellemişir. Aynı tip ameliyatı Hekim Blanchet 1846’da sadece yapabilmiştir.

Tıbbın ulaşmış olduğu seviyeyi görmek açısından tıp teknolojisini, meydana getirilen çeşitli ameliyatları ve bu ameliyatlarda kullanılan aletleri bilmek gerekir. X. yüzyılda, katarak ameliyatlarında ve öteki pek fazlaca ameliyatta çeşitli tıp aletleri kullanılmıştır. Devrin meşhur cerrahlarından Endülüslü ez-Zahravî (936-1013) Kitâbü’t-Tasrîf adlı eserinde yaraların ateşle dağlanmasında, hayvan vücutları üstünde gözlem amaçlı meydana getirilen ameliyatlarda ve kadavra teşrihinde kullanılan aletlerin resimlerine yer vermiştir. Zahravî’nin bu emek vermesi, Batı’ya örnek teşkil etmiştir.

Zahravî'nin Kitâbü't-Tasrîf adlı eserinden ameliyatta kullandığı aletlerin tasviri
Zahravî’nin Kitâbü’t-Tasrîf adlı kitabından ameliyatta kullandığı aletlerin tasviri
Deri üzerine sıcak demir çubukla yakma işleminin yapıldığı aletlerin resimleri, Kitâbü't-Tasrîf, Zahravî
Deri üstüne sıcak demir çubukla yakma işleminin yapıldığı aletlerin resimleri, Kitâbü’t-Tasrîf, Zahravî

X. Yüzyılda Tıp ve Tıp Teknolojileri Alanındaki Gelişmeler içinde ne olduğu Mevzu Anlatımı sitesinden alıntıdır.