İslam Bilimlerinin Temel Verileri

VAHYE DAYALI VERİ:

A-KUR’AN: Kur’an, Allah tararından Cebrail vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir şekilde Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilen, Mushaflarda yazılı, tevatürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fatiha suresiyle başlayıp Nas süresiyle biten, başkalarının benzerini getirmekten aciz kaldığı Arapça muciz bir kelamdır.

Daha önce de Allah, Hz. Musa’ya kavminin dili olan İbranice, Hz. İsa’ya da yine kendi milletinin dili olan Aramice vahiy göndermişti.

Kur’an’ın hem anlamı hem de kelimeleri/lafızları, Allah katından gelmiştir. Kur’an’nın her hangi bir dile tercemesi, kur’an olarak kabul edilemez.Bunun en temel nedeni, tercümenin hiçbir zaman aslın yerine geçemeyeceği gerçeğidir.

Kur’an’ın kesin bilgi sağlamasının sebebi, ilk nesilden başlayarak günümüze kadar tevatüren gelmiş olmasıdır.

BEŞERİ VERİLER:

KURUCU YORUM SÜNNET: Hz Peygamber vahyi insanlara ulaştırmakla görevlendirilmiş, Kur’an’ın kapalı ifadelerini açıklamış, genel ifadelerine sınırlama getirmiş ve Kur’an’da bulunanlara ek kurallar getirmiştir.Hz. Peygamber’in, Kur’an’da buna yetkili kılındığını görmekteyiz. Bu bakımdan sünnet, Kur’an’dan sonra ikinci delil olarak kabul edilmiştir.

“ De ki, Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (A.İmran,31)

Hz. Peygamberden aktarılan haberler, ilk nesilden itibaren çok sayıdaki güvenilir kişi tarafından aktarıla gelmişse, bu haberler mütevatir olup, dinde kesin bilgi ifade ederlerk. Bunun dışında kalan hadisler mütevatir olmanın şartlarının taşımadıkları için bilgi değeri açısından aynı kesinliğe sahip değildirler.

Ayrıca hadisler de Kur’an gibi içerdikleri bilgileri, bazen açık olarak ifade ederler(delalet) ve anlamları kesin(kat’i) olarak bilinebilir. Bazen de birden çok anlama gelecek ve yoruma açık şekilde kapalı olarak (zanni) ifade ederler.

TOPLUMSAL MUTABAKAT: İCMA

İcma, dini bir konuda Müslümanların bir mutabakat ve ittifak ortaya koymalarıdır. Sosyolojik olarak, o topluluğun belli konular da bir birlik sağlamış olmaları gerekmektedir. Örneğin Müslümanlar, namazın ve orucun farz, zinanın da haram olduğu konusunda icma etmişlerdir.

İcmanın dinde bir delil olduğu hakkında Kur’an’dan ve Sünnet’ten deliller getirmişlerdir. Mesela Nisa süresi 115. ayet icma için delil olarak getirilmiştir. “ Kim kendisi için doğru yol açıkça belli olduktan sonra Rasul’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yol tutarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.” Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Benim ümmetim hata üzerinde birleşmez” hadisi de bu konuda bir dayanak olarak görülmüştür.

Sahabe döneminde icmaya örnek: Hz. Ebu bekir’in Sahabe tarafından halife seçilmesi,(Peygamberin son döneminde onu namaz da imamet için tercih etmesini baz almışlardır.) Hz. Ebu bekir’in zekât vermeyenlere savaş açması, dağınık malzemeler üzerinde yazılan Kur’anı bir Mushaf halinde toplaması icmanın gerçekleşiğini göstermektedir.

İCTİHATLAR: İslamiyette ictihad da bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Pezdevi, şeriatın Kitap, sünnet ve icma olmak üzere üç tane olduğunu, dördüncü aslın ise, bu ilk üçünden hüküm çıkarsayan Kıyas olduğunu belirmektedir.

KIYAS: Kıyas, Kur’an, Sünnet ve icma üzerine, müctehidin akıl yeteneğini kullanarak yeni hükümler üretmesinde ilk sırada yer alır. Kıyas, “ Kitap, sünnet ve icmada hükmü bulunmayan bir meseleye aralarındaki illet birliği nedeniyle, bu kaynaklardan birinde bulunan meselenin hükmünü vermek.”Kıyasta bulunması gereken unsurlar:

  • _Hükmü kaynaklarda belirlenmiş mesele: Asıl
  • _Hükmü kaynaklarda bulunmayan yeni mesele: Fer
  • _Kaynakta belirlenen hüküm: Aslın hükmü
  • _Kaynaklardaki hükmün konulmasına neden olan özellik: İllet

Kıyas için örnek: Kur’an’da şarabın(hamr) yasak olduğu ve neden yasak olduğu belirtilmiştir.Ancak belirtilen  şarap içmenin doğurduğu kötü sonuçları doğuran başka içecekler ayette yer almamaktadır.Kıyas yoluyla bu tür içecekler de yasaklanmıştır.

  • İSTİHSAN: Ebu Hanife tarafından geliştirilmiştir.İstihsan, bir müctehidin, bir konuda, onun benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçmesini gerektiren bir nass,icma,zorunluluk,gizli kıyas, örf ve maslahat gibi bir delile dayanarak o hükmü bırakarak başka bir hüküm vermeye karar vermesidir.Buna örnek olarak ister bilinçli ister unutarak olsun oruçlu iken yemek yenildiğinde orucun bozulması gerekmektedir.Ancak Ebu Hanife, bu işleyiş biçimini terk ederek “Oruçlu iken unutarak yiyip içen kimse, orucunu tamamlasın, çünkü onu Allah yedirip içirmiştir.” Hadisini baz alarak orucun bozulmayacağına hükmetmiştir.
  • MESALİHİ MÜRSELE: Dinde insan için gerçekleştirilmesi amaçlanan genel yararlar olarak adlandırılır. Mesela, düşmanla savaşmak emredilmiş, savaşanlar da Allah tarafından övgüye layık görülmüştür. Fakat bazı durumlarda, ülkenin yağmalanması gibi büyük bir zararın önlenmesi söz konusu olduğunda düşmana teslim olmak bir maslahat olarak düşünülebilir.Çünkü toplumun yararını düşünmek daha önceliklidir.

TOPLUMSAL DURUM: OLGULAR, ÖRF

İnsanların çoğunluğunun benimseyip yapmayı alışkanlık haline getirdiği işler.Bunlar, yapılması adet haline gelmiş fiiller olabilir.Örfün bu şekilde ele alınışını Kur’an’da da görmekteyiz.Kur’an, İslam öncesi Arap adetlerinin hepsini reddetmemiştir. Bu adetlerin bir çoğunu yeni düzenlemelerle korumuştur.Bunlar arasından kötü ve zararlı olanları(riba, kumar, kadınları mirastan mahrum etme gibi) ortadan kaldırmış; alım satım, kira, evlilik, eşler arasında denklik gibi faydalı olanları yeniden düzenlemiştir.

ÖRFÜN BİR DELİL OLARAK KULLANILABİLMESİ;

  • A-Örfün, halkın tamamı veya büyük bir çoğunluğu tarafından uygulanıyor olması gereklidir.
  • B-Örfe göre karar bağlanan bir durumun geçerliliği söz konusu örfe göredir. Sonradan gerçekleşen bir örf dikkate alınmaz.
  • C-Örfe rağmen taraflar farklı bir karar alabilirler.
  • D-Örfün kesin bir delile aykırı olmaması gerekir.

İSLAM BİLİMLERİNDE BİLGİ ÜRETME SÜREÇLERİ

İslam bilginleri, dini bilginin ve itikadi konudaki bilginin gerçeğe uygun sabit ve kesin bilgi olmasına daha çok önem vermişlerdir.

İslam bilimlerinde “bilginin bir değer olduğu” ve “bilenle bilmeyenin bir olmayacağı” gibi Kur’ani ilkelerden hareketle doğru ve kesin bilgi üretmeye yönelik her türlü ilmi faaliyet bir ibadet olarak algılanmıştır.

BİLGİYE ULAŞMA YOLLARI(ESBABU’L-İLİM):Mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olan sadece Allah’tır.İnsan ise, sınırlı ve mutlak olmayan bir bilgiye sahiptir. Allah, her hangi bir delile ihtiyaç duymadan kendiliğinden bilir;ancak insan, aklıyla ,delillerle, belli yollarla bilir.İlahi bilgi, ezeli ve değişmez bir bilgidir; beşeri bilgi ise, sürekli değişen ve gelişen bir bilgidir.

Kur’an açısından, akıl sahibi bir insan, dış dünya ile ilgili bilgilerinden hareketle Allah ve diğer soyut varlıkların bilgisine ulaşabilir.İnsanı düşünen ve bilebilen bir özne olarak, soyut ve somut varlıkları kendiliğinden gerçeklikleri olan varlıklar kabul etmeden, dış dünyadan hareketle Allah’ın varlığını ispat etmek mümkün değildir.

İslam bilimleri, genelde eşyanın hakikatini, özelde dini hakikatleri doğru anlama, temellendirme ve yorumlama konusunda tek bir kaynak veya yöntem yerine mümkün olan bütün araç ve yöntemlerin kullanılmasını yeğlemektedir.

Aşağı yukarı bütün bilimlerde belli bir delile ve yönteme dayalı olmayan bilgi doğru ve kesin bilgi olarak kabul edilmemiştir.Hakikat, nesne ile nesne hakkında elde edilen bilgi arasındaki tam uygunluk anlamına gelmektedir.Bilginin nesnelere uygunluğu akıl veya duyulara uygunluğuyla bilinebilir.Bu bakımdan, doğru ve kesin bilgi akıl,haber ve duyulardan biri veya her ikisi ya da her üçü yoluyla elde edilir.

İslam bilim anlayışı, “gerçekliğin tümden ve bütün boyutlarıyla anlaşılmasını” hedeflediğinden bütün doğru bilgi elde etme yollarına ve bilgi üretme yöntemlerine eşit ağırlığı verir;toplumsal ve dini olguları ve doğal olguları öznel olan ahlak ve değerler çerçevesinde araştırma ve geliştirmenin ilerlemesine yardım eder.Bu yüzden “çoklu metotlar” düşüncesini ve indirgemeciliğe karşı “bütüncül” yaklaşımı esas almıştır.Şehristani, diğer din, medeniyet ve felsefi sistemlerin bunlardan birine veya bir kaçına başvurmakla yetindiklerini ve diğerlerini reddettiklerini, fakat Müslümanların tamamını kullanmaya çalıştıklarını gayet veciz bir şekilde açıklamaktadır.

  • *SOFİSTLER: Duyularla idrak edilen ve akılla elde edilen bilgiyi kabul etmezler.
  • *TABİATÇILAR: Duyularla bilinebilenleri kabul ederler, ancak akılla bilinenleri inkar ederler.
  • *DEHRİ FİLOZOFLAR:Hem duyularla, hem de akılla elde edilen bilgiyi kabul ederler, ancak hadleri ve hükümleri inkar ederler.
  • *SABİİLER: Hem duyular ve akılla elde edilen bilgiyi, hem de hadleri ve hükümleri kabul ederler, ancak Şeraitleri ve İslam’ı inkar ederler.
  • *MECUSİLER, YAHUDİLER VE HRİSTİYANLAR: Bunların tamamını, herhangi bir şeraiti ve İslamı kabul ederler, ancak Hz. Muhammed’in şeriatını kabul etmezler.
  • *MÜSLÜMANLAR: Bunların tamamını kabul ederler.

İslamın bir bilim ve medeniyet dini haline gelmesinde, Kur’an’ın Müslümanlara kazandırdığı bu bilimel zihniyet bulunmaktadır.

İlimle ilgili yazılı edebiyatı, Kur’an ve hadis koleksiyonlarıyla başlatmak mümkün olmakla beraber, ilk defa Maturidi, kitabu’t-Tevhid adlı eserinde  “bilgiye ulaşma yolları” başlığı altında üçünü birlikte incelemiştir.O, duyular, haber ve aklı esas alan bu bilgi kuramını Kelam ve Tefsir alanına uygulamıştır.Ona göre, gerekli şartları taşıdıkları sürece, bu üç yoldan birisiyle veya üçüyle birlikte elde edilen bilgi kesin bilgi olup inkarı imkansızdır.

Örneği Maturidi, “Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı;şükredesiniz diye size kulaklar, göler ve kalpler verdi.” (nahl,78) ayetini tefsir ederken başka ayetleri delil getirerek ayette geçen “göz” kelimesini,şekil ve renkleri birbirinden ayıran; “kulak” kelimesini sesleri işitip ne olduğunu belirleyen; “kalpler”’i ise gözle görülmeyen ve kulakla tespit edilemeyen, kişinin lehine ve aleyhine olacak şeyleri belirlemeye yarayan bir şey, yani akıl olarak açıklamaktadır.

Maturidi, tefsirinde geçen bu açıklamalardan, nesnelerin(şeylerin) bilgisini elde etmeye yarayan görmenin, duyulara; işitmenin, habere; kalbin de akla karşılık kullanıldığı ve haberle ilgili bilginin doğruluğunun ise beş duyudan biri olan işitme duyusuna dayandırıldığı anlaşılmaktadır.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir