Felsefe Nedir? Felsefe Gerekli midir?

tarafından
194
Felsefe Nedir? Felsefe Gerekli midir?

Felsefe en yanlış anlaşılan alanlardan biridir. Bilhassa günümüzde akademisyenlerin genel kesime ulaşmaya emek vermemesi ve eleştirmenlerin felsefe haricinde söyledikleri sebebiyle felsefenin prestiji zedelenmektedir. Bu makalede, felsefe hakkında bazı yanlış anlamaları açıklığa kavuşturmayı ve alana yeni girenlere felsefeyi tanıtmayı, felsefe nedir ve felsefe lüzumlu midir benzer biçimde soruların cevaplarını vermeyi umuyoruz. İlk olarak, felsefenin ne olduğundan ve bilim ile arasındaki farklardan bahsedeceğiz. Ondan sonra felsefenin lüzumlu olmadığı meydan okumasına karşı felsefenin gerekliliği için üç argüman ortaya koyacağız. Felsefenin metodolojik araçlarından ve çeşitli alt dallarından bahsettikten sonrasında alana gireceklere okuma önerileri vererek yazımızı sonlandıracağız.

1. Felsefe Nedir? Felsefe ve Bilim Ayrımı Iyi mi Yapılır?

Felsefe nedir? Bu soruya çoğumuzu doygunluk etmeyecek rahat bir yanıt verebiliriz: Felsefe, filozofların/felsefecilerin (iki kelimeyi anlamdaş kullanacağız) yapmış olduğu şeydir. Fakat bu yanıt bizlere felsefenin ne olduğu hakkında değil, onu kimin yapmış olduğu hakkında informasyon verir. Ek olarak filozofun ne yapmış olduğu sorusunu da yanıtsız bırakmaktadır. Daha iyi bir yanıt verebilmemiz için ilk olarak filozofun ne yapmış olduğu sorusu üstünde düşünmeliyiz.

Felsefenin ne olduğu hakkında düşünce sahibi olmamızın yollarından biri, felsefeci olarak adlandırılan ve felsefeci oldukları mevzusunda genel bir düşünce birliği bulunan düşünürlerin eserlerine bakmak ve ne yaptıklarını anlamaya çalışmaktır. Başka bir deyişle, felsefenin ne işe yaradığını, bilinebilir örneklerine bakarak ve arkasından bu örneklerde ortak olanı belirleyerek öğrenmeye çalışabiliriz. Sadece bu aşamada birçok filozofun felsefe söylediği ile felsefeyle ilgilenmeyenlerin felsefe söylediği içinde ciddi bir fark olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Mesela felsefenin edebiyat, psikoloji ve sosyoloji ile neredeyse aynı şey olarak görüldüğünü çoğunlukla görüyoruz. Bu yüzden popüler örneklere bakmak bizi aradığımız cevaba götürmeyebilir.

Gene de her insanın fark edebileceği felsefe örnekleri içinde kolaylıkla bulunabilecek ortak noktaların bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu ortak nokta, filozofların belirli türden problemler üstünde belirli bir halde düşünmeleridir. Bu tanımın daha açık hale gelmesi için belirli sual türlerini ve belirli düşünme biçimlerini açmamız gerekiyor.

Felsefenin ne işe yaradığını düşünürken akılda tutulması ihtiyaç duyulan ilk şey, değişik mevzulara dahil edebileceğimiz soruların olduğudur. Bazı sorular felsefi sorular kategorisine girse de, tüm sorular felsefi değildir. “Buzdolabında kaç şişe süt var?”, “Bu binayı yaparken hangi malzemeyi kullanıyoruz, fiyat-performans açısından en iyi sonucu alacağız?”, “Hangi marka diş macunu kullanmalıyım?” Çoğumuz ilk bakışta bunun benzer biçimde soruların felsefi sorular olarak görülmemesi icap ettiğini anlayabiliriz. Bunun sebebi nedir? Bunun minimum bir sebebi, felsefi soruların ilk bakışta daha soyut ve kuramsal sorular olmasıdır. Sadece bu aşamada, ergonomik soruların aksine kuramsal soruları ne olursa olsun anlamadığımıza dikkat edilmelidir. Etik ve politik sorular da ergonomik mevzularla ilgili sorulardır, sadece bu soruların çoğunun soyut ve kuramsal sorular olduğu açıktır. Bu yüzden felsefenin soyut ve kuramsal sorularla uğraştığı gerçeği, herhangi bir ergonomik problemle ilgili olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır.

Gene felsefi sorular, soyut ve kuramsal oldukları için genel sorular olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesela ahlaktan bahsedeceksek, şu ya da bu kişinin eyleminin etik olup olmadığından değil, söz mevzusu eylemin etik olup olmadığından bahsederiz. Herhangi bir eylemin etik olmasının ne anlama geldiğini soruyoruz. İyi/fena, mesuliyet benzer biçimde ahlakın temel kavramlarının iyi mi anlaşılması icap ettiğini düşünürüz. Metafizikle uğraşırken, şu ya da bu şeyin varlığıyla değil, genel varoluş kategorilerinin ne olduğuyla ilgileniriz. “Dolapta 5 şişe süt var” bir çok filozofun garip bulmayacağı bir varoluş iddiasıdır. Sadece “Onları oluşturan parçacıkların ötesinde bileşik nesneler vardır”, “Tabiat yasaları vardır”, “Özellikler vardır”, “Sayılar vardır” benzer biçimde varoluş iddiaları filozofun dikkatini çeker. Bu sebeple bu iddialar, doğası gereği daha genel varlık iddialarıdır.

Dolayısıyla felsefe soyut, kuramsal ve genel sorularla ilgilenir. Sadece bu aşamada derhal başka bir sual sormalıyız. Öteki alanlar da soyut, kuramsal ve genel sorularla ilgilenmiyor mu? Mesela fizik, varoluşun en temel yapı taşları nedir sorusunu sorar. En temel yasaların neler bulunduğunu belirlemeye çalışır. Üstelik kuramsal fizik denilen bir alan var. Sosyoloji, cemiyet terimini daha iyi anlamaya çalışır. Bireysel vakalar üstünden değil, fazlaca sayıda vaka ve kişiye uygulanabilecek genel bir halde toplumsal ilişkilerin temel dinamiklerini belirleme amacına haizdir. Genel toplumsal fenomenleri açıklayan teoriler üretilir. Tarihçiler, tarihin iyi mi yapılması icap ettiğini ve tarihin ne hakkında olması icap ettiğini düşünürler. İktisatçılar rasyonel olmanın ne demek bulunduğunu anlamaya çalışmış oldukları için rasyonalite teriminin iyi bir tanımını vermeye çalışırlar. Biyologlar, tür terimini iyi mi anlamamız icap ettiğini tartışırlar. Bu sorular felsefeninkiler kadar genel, soyut ve teoriktir. O halde felsefi sorularla bilimsel sorular içinde iyi mi bir fark yapacağız?

Bu soruya verebileceğimiz ilk yanıt, bilimsel ve felsefi sorular içinde pek fazlaca kişinin düşündüğü kadar keskin bir fark olmadığıdır. Bilimsel sorular kuramsallaştıkça ve soyutlaştıkça felsefi sorulara yakınlaşır. Aslına bakarsak bilimlerin soyut ve kuramsal soruları, felsefenin o bilimleri ele alan alt dalları kapsamındadır. Fizik, toplumsal bilimler, iktisat, tarih ve biyoloji benzer biçimde bilimlerin soyut, kuramsal ve genel problemleriyle ilgilenen felsefenin ayrı alt dalları vardır. Felsefi ve bilimsel sorular arasına kati bir çizgi çekemeyiz. Bu iki sual türü içinde bir geçişlilik vardır. Sadece bazı soruların daha felsefi yada bilimsel, bazılarının ise daha azca olduğu açıktır. Fark tamamen yararsız değildir. İktisat felsefesiyle ilgilenen bir felsefeci, iktisatta rasyonalite terimini, iktisatta genel yasaların olup olmadığını, iktisadın kıymet yargılarını içermesi gerekip gerekmediği anlamında normatif olup olmadığını, nedenselliğin karmaşık sistemlerde iyi mi anlaşılması icap ettiğini öğrenmek ister. ekonomik sistemler. Sadece belirli bir ülkenin ekonomisinin niçin şu anda bulunmuş olduğu durumda olduğu sorusuyla pek ilgilenmez. Ekonominin mevcut yasalarının ne olduğu sorusu da iktisat felsefecisinden fazlaca ekonomistin dikkatini çekmektedir. Tıpkı fizik filozofunun, mevcut fizik yasalarının ne işe yaradığını araştırmaktan fazlaca, bu yasalar ne olursa olsun felsefi sonuçlarıyla ilgilenmesi benzer biçimde.

İkinci yanıt, felsefi sorular ile bilimsel sorular arasındaki farkın, alanların sordurulmuş olduğu sorulardan ziyade, disiplinlerin soruları cevaplama şekilleri arasındaki farktan kaynaklandığıdır. Akıldaki felsefeci, hayal gücünün koltuğuna oturan ve derin düşünen kişidir. Sadece bilim adamı yalnız fenomenler hakkında düşünmez, onlar hakkında veri toplar, gözlemler, deneyler, hipotezler yapar ve bu tarz şeyleri kontrol eder. Başka bir deyişle, incelemiş olduğu olgu ile yakın bir ilişki kurar. Felsefeci ile filozofun incelemiş olduğu şeyler içinde bu kadar yakın bir ilişki yok benzer biçimde görünüyor.

Bu ayırma yöntemi birçok durumda felsefe ile bilim içinde doğru bir fark yapmamızı sağlayabilir. Fakat burada bile bazı problemler var. Bir kere, filozofun herhangi bir gözlem yapmadığı doğru değildir. Birçok felsefi argüman, argümanları için başlangıç ​​noktası olarak evrenin genel gözlemlerini ve çeşitli fenomenleri kullanır. Hem kişinin kendi zihnine içeriden bakmış olduğu iç gözlem/iç gözlem hem de dış dünyanın çeşitli yönlerine bakmış olduğu gözlem türü tamamen felsefenin haricinde değildir. Doğrusu fark basitçe bilimin gözlemlediği, kanıt toplamış olduğu, hipotezler kurduğu ve kontrol etmiş olduğu, sadece felsefenin yapmadığı şeklinde ifade edilmemelidir. Gözlemin özellikleri, hipotezler ve kontrol edilme biçimleri de önemlidir. Iyi mi ki tüm düşünme etkinlikleri felsefe değilse, her gözlem de bilimsel gözlem değilmiş benzer biçimde görünür. Bilimsel gözlemin özelliği daha kapsamlı ve dizgesel olarak görülebilir. Filozofların atıfta bulunmuş olduğu gözlemler, bilimsel gözlem kadar kapsamlı olmayan daha genel gözlemlerdir: “Bazı şeylerin bir sebebi vardır”, “Şeylerin ortak özellikleri vardır”, “Aklımın içine baktığımda, direkt bir hedefim bulunduğunu anlıyorum; ona erişim”. Felsefe bilimden daha geneldir, yalnızca mevzusu bakımından değil, hem de bir çok vakit meydana getirilen gözlemlerin niteliği bakımından da.

Burada dikkate almamız ihtiyaç duyulan noktalardan biri, felsefenin atıfta bulunmuş olduğu gözlemlerin bu kadar genel olması gerekmediğidir. Filozofun yapmış olduğu gözlem daha genel olabilir fakat bilimin yapmış olduğu daha dizgesel gözlemler ve bilimin kurduğu detaylı teoriler felsefede de yer bulur. Birçok felsefeci için bilim, felsefenin görmezden gelemeyeceği bir şeydir. Çeşitli bilimlerin verilerinin aynı derecede olmasa da felsefenin her alanında uygulanmasının önemi, bilhassa modern analitik felsefede evrensel olarak kabul edilmektedir. Bu, bilimlerin yorumcusu olma anlamında felsefenin “hizmetkarı” olarak anlaşılmamalıdır. Felsefenin hâlâ özerk bir fiil alanı vardır. Sadece felsefe, etkinlik alanını kullanırken pek fazlaca şeyin yanı sıra bilimsel çalışmaların neticelerini da dikkate almaya çalışmalıdır. Bazı alanlar ve alt başlıklar bunun istisnası olsa da, bilimsel verilerden tamamen bağımsız felsefe yapmak son aşama zor olsa gerek.

Toparlayalım: Bu bölümde tartıştığımız meselelere bakarsak felsefe nedir? Felsefe varoluşa dair soyut, genel, kuramsal problemlerle ilgili derinlemesine ve sistemli bir düşünme faaliyetidir. Bilimle felsefe arasındaki sınır ise keskin değil, muğlaktır. Sadece sınırın muğlak olması bazı tartışmaların bilime, bazı tartışmalarınsa felsefeye daha yakın olacağını söyleyemeyeceğimiz anlamına gelmez. Bilim ve felsefe arasındaki fark daha ilkin bahsettiğimiz yöntemsel farklar sebebiyle hala kullanışlıdır.