Ekosistem Nedir?

tarafından
120
Ekosistem Nedir?

Çevreye bakıldığında yada incelendiğinde karada, suda ya da havada yaşayan canlıları görürüz. Canlıların yeryüzünde yaşamış olduğu bu alan biyosfer olarak adlandırılır. Biyosferdeki yaşama birliklerinde ise popülasyon, komünite ve ekosistem yer alır.

  1. Popülasyon; Belirli bir bölgede yaşayan ve aynı tür canlılardan oluşan topluluktur. Bunlara örnek olarak; Toros Dağları’nda bulunan sedir ağaçları ya da Van Gölü’nde yaşayan inci kefali balıkları örnek verilebilir.
  2. Komünite; Aynı bölgede yaşayan, birbirleriyle etkileşim hâlinde bulunan popülasyonların bulunmuş olduğu topluluktur ve komünite içinde birden fazla tür bulunur. Bu sebeple komüniteler popülasyonlardan oldukca daha büyük canlı topluluklarıdır. Buna örnek olarak; Van Gölü’nde bulunan inci kefali balık popülasyonu ve bu gölde yaşayan kurbağa, nebat, böcek ve bakteri türlerinin oluşturduğu popülasyonların tamamı Van Gölü’nün komünitesini oluşturur. Komüniteler barındırdıkları tür sayısıyla farklılık göstermekle beraber, kutuplardan Ekvatora doğru inildiğinde tür zenginliği artış gösterir.

  3. Ekosistem; belli bir bölgede yaşayan ve birbirleriyle devamlı etkileşim hâlinde olan canlılar ile bunların cansız çevreleri ile oluşturduğu bütündür. Yeryüzünde kara ve su ekosistemi olmak suretiyle iki ekosistem bulunur ve bu sistemlerin birleşmesiyle yeryüzünün naturel ortamı oluşmaktadır.

Popülasyonlar bir araya gelmiş olarak komüniteyi, komüniteler de cansız çevreyle beraber ekosistemi oluşturur ve komünitede meydana gelen değişimler zaman içinde ekosistemi etkisinde bırakır.

Bir su ekosisteminde yaşayan balıklar bu ekosistemde yaşayan; bitkiler, süngerler, tek hücreliler şeklinde öteki tüm canlılarla su ortamıyla etkileşim hâlindedir. Karasal ekosistemde de bir orman ekosistemini ele alacak olursak burada yaşayan bir kekik, su ve mineralleri alacağı toprakla, oksijen ve karbondioksit alışverişi yapacağı atmosferlerle ve onu yiyen hayvanlarla etkileşim halindedir. Bu sebepten bir türün sayısındaki azalma öteki türlerin de sayısını etkisinde bırakır.

Ekosistemdeki canlı ve cansız tüm varlıklar belli bir seviye ve dengededir. Dünya, tüm canlılar için hava, su, ısı, ışık, toprak ile muhteşem bir yaşam alanıdır. Canlılar yaşamlarını yalnız kendileri için uygun ortamlarda sürdürebilirler ve bunun için de ekolojik dengenin korunması gereklidir. Ekosistemdeki dengenin bozulmasıyla birçok türün nesli tükenebilir. Ekosistemde yer edinen tüm türlerin değişik görevleri olduğundan bir canlı neslinin tükenmesiyle denge bozulur ve öteki canlıların da yaşamları tehlikeye girer. Buna örnek olarak; bambu ağaçlarının insanoğlu tarafınca kontrolsüzce kesilmesi, bambularla beslenen pandaların yaşamını tehlikeye sokmaktadır.

Komşu ekosistemlerin kesişme bölgelerine ekoton adı verilir. Ekoton türler arası geçiş bölgesidir. Her iki ekosistemin özelliklerini taşırlar ve bu yüzden tür çeşitliliği çoktur. Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e kavuştuğu bölge ekotona örnek verilebilir.

Canlılar en iyi uyum sağlayabildikleri ortamlarda hayatlarını sürdürürler. Bir canlı türünün naturel olarak yaşayıp üreyebildiği ve yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebildiği yaşam alanına habitat denir. Habitata özetlemek gerekirse canlının doğadaki adresi de denilebilir. Mesela; hamsinin habitatı Karadeniz’dir. Bu örnekte olduğu şeklinde bazı canlıların habitatı oldukca büyüktür (çöl, deniz, orman, göl şeklinde.) bazı canlıların habitatı ise ufak olabilir; bir köpeğin derisinde yaşayan kenenin habitatı, üstünde bulunmuş olduğu köpeğin derisidir. Birden fazla canlı da aynı habitatı paylaşabilir.

Bir canlının bulunmuş olduğu ortam içinde haiz olduğu yada yapmak olduğu tüm vazife ve sorumluluklara ekolojik niş adı verilir. Bir canlının gelişme, üreme ve gelişmesi için öteki canlılarla ilişki içinde olması şeklinde yapması ihtiyaç duyulan tüm faaliyetler ekolojik niş içinde yer alır. Balıkların üremek için su içine yumurta bırakması, bitkilerin fotosentezle gıda üretmesi, mantarların ölü ve artık maddeleri ayrıştırması buna örnek verilebilir.

Biyolojinin alt bilim dalı olan ekoloji bir ekosistemdeki canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerini inceler.  Her ekosistem cansız (inorganik maddeler, organik maddeler, fizyolojik koşullar) ve canlı (üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar) öğelerden oluşur.

Ekosistemin Cansız Bileşenleri (Abiyotik Faktörler)

Cansız faktörler, canlıların yaşamlarını devam ettirebildikleri çevresel koşullardır ve belirli bir çevrede hangi türlerin yaşayabileceğini belirler. Işık, iklim, ısı, su, toprak ve mineraller şeklinde elemanlar abiyotik faktörlerdendir. Çevre koşullarını oluşturan bu faktörler, canlıları daima aynı ehemmiyet ve yoğunlukta etkilemezler. Bunların en düşük, en uygun ve yüksek tesir sınırları; canlıların cins, tür, çeşit ve gelişme devreleri ile yetiştiği yerlerinin özelliklerine nazaran büyük değişiklik gösterir.

Işık

Yeryüzündeki enerjinin temel deposu güneştir ve fotosentez icra eden canlılar güneş enerjisini kullanarak organik gıda sentezi yaparlar. Böylelikle bu bitkileri tüketerek beslenen canlılar da dolaylı olarak güneş enerjisini kullanmış olurlar. Ekosistemlerde yaşam alanına ulaşan ışığın miktarı canlıların yeryüzüne dağılımını, gelişimlerini ve davranışlarını da etkisinde bırakır. Bitkilerde çiçeklenme, fototropizma, klorofil sentezi, hayvanlarda göç ve yabanıl yaşamda üreme ve davranışlarını etkisinde bırakır.

Bitkiler ışık alma sürelerine nazaran; kısa gün bitkileri, uzun gün bitkileri ve etkisiz bitkiler olmak suretiyle üç gruba ayrılır.

Kısa gün bitkileri gündüzlerin gecelerden daha kısa olduğu mevsimlerde çiçeklenen bitkilerdir. Bu bitkilere örnek olarak; çilek, soya fasulyesi, patates ve kasım patı şeklinde bitkiler verilebilir. Uzun gün bitkileri, gecelerin gündüzlerden daha kısa olduğu mevsimlerde çiçeklenen bitkilerdir. Bu bitkiler, çiçeklenebilmek için günde minimum azca 12-14 saat ışık almak zorundadırlar. Bu yüzden uzun gün bitkileri çoğu zaman ilkbahar ve yaz dönemlerinde çiçeklenir. Uzun gün bitkilerine örnek olarak arpa, buğday, dere otu ve ıspanak verilebilir. Çiçeklenmesi ve gelişimi gün uzunluğundan etkilenmeyen bitkilerde etkisiz gün bitkileri olarak adlandırılır. Bunlara örnek olarak; Pamuk, domates ve ayçiçeği verilebilir.

Isı

Isı, canlıların yaşam döngülerini etkileyen ve dağılışlarını sınırlayan en mühim faktörlerden biridir. Canlıların gelişmesi, üremesi ve metabolik faaliyetlerinin devam edebilmesi için bulundukları ortamın belirli bir ısı aralığında olması gerekir, canlıların bünyesinde bulunan enzimlerin çalışmasını etkisinde bırakır. Canlı vücutlarda bulunan enzimlerin yapısı yüksek sıcaklıkta bozulur, düşük sıcaklıklarda ise yetersiz çalışır yada asla çalışmazlar.

Isı bununla beraber hayvanlarda dış görüşünü ve vücut büyüklüğünü etkisinde bırakır. Mesela; soğuk bölgelerde yaşayan sıcakkanlı hayvanların vücudu, sıcak bölgede yaşayanlardan daha büyüktür (Bergman kuralı). Soğuk iklimde yaşayan sıcakkanlı hayvanların kulak ve kuyruk şeklinde çıkıntıları ısı kaybını azaltmak için sıcak iklimde yaşayan akrabalarına nazaran daha küçüktür (Allen kuralı).

Isı değişimleri hayvanlarda göç etme, üreme ve etken olma durumlarını da etkilemektedir. Bazı kuşlar güz yaklaşırken, kış şartlarının negatif çevre koşullarından korunmak için göç eder. Bazı hayvanlar da sıcaklığın düşmesi ile soğuk ve kurak mevsimlerde hayatta kalabilmek için yaşamsal faaliyetlerini en aza indirerek kış uykusuna yatar. Kış uykusunda hayvanlarda vücut sıcaklığı normalin altına düşer ve kalbin atım sayısı azalır. Ayılar, kurba­ğalar, köpekbalıkları, böcekler, yarasalar, yılanlar kış uykusuna yatan hayvanlardır.

Isı, bitkilerin ilkbaharda yaprak ve çiçek açmasını, sonba­harda da yaprakların dökülmesi ve nebat davranışlarını etkisinde bırakır.

Su ve pH

Dünyanın ortalama olarak ¾’ü sularla kaplıdır ve suyun canlı yaşamı için önemi büyüktür. Dünyada yaşam olmasının sebebi sudur ve canlıların vücudunda birçok metabolik vaka su varlığında gerçekleşir. Tüm hücrelerde gerçekleşen enzimatik tepkimeler için su miktarının belli bir düzeyde olması gerekir ve bu enzimatik tepkimelerin devamlılığı için tüm canlılar dışarıdan su almak zorundadır. Karada yaşayan canlılar; yağmur, kar ve buz yardımıyla su gereksinimlerini karşılarlar. Ek olarak bitkilerin de fotosentez ile gıda üretebilmesi için suya gereksinimleri vardır.

Ortamdaki suyun miktarı, mevsimlere nazaran dağılışı, canlıların yaşamı için büyük ehemmiyet taşır. Nebat örtüsü ve zenginliğinin oluşmasında suyun önemi büyüktür; bolca yağış alan bölgeler nebat örtüsü bakımından zenginken, yağış miktarı azca olan kurak iklim bölgelerinde ise nebat örtüsü yok denecek kadar azdır.

Gene ortamın pH derecesi de canlıların metabolik faaliyetlerini gerçekleştirebilmesi açısından mühim faktörlerden biridir.

Organizmaların birçoğunun iç ortamının pH’si 7 yada 7’ye yakındır. Canlıların iç ortamlarındaki ufak pH değişimleri metabolik faaliyetler üstünde büyük değişimlere neden olur. Mesela, insan kanının optimum pH’si 7,2’dir. Kanda meydana gelecek asitleşme ya da bazikleşme yaşamı tehlikeye sokabililir.

Okyanus ve denizlerin pH’si ortalama 8,2’dir. Çeşitli nedenlerle suyun asitleşmesi bu ortamda yaşayan canlılara zarar verir.

Toprak ve Mineraller

Toprak, kayaların ve inorganik maddelerin çeşitli organizmalar ve iklim koşulları şeklinde nedenlerle fizyolojik, kimyasal ve biyolojik ayrışmasıyla meydana gelir. Toprağın yapısında %25 su, %25 hava, %45 mineral ve %5 kadar da organik madde bulunur. Toprak kara canlıların için hem yaşam ortamı hem de direkt ham madde deposudur. Tüm canlıların yaşamlarının devam etmesi direkt yada dolaylı olarak toprağa bağlıdır. Bitkiler kökleri ile toprağı bağlanır ve fotosentez için lüzumlu mineralleri buradan sağlar. Toprakta bulunan mineraller, canlılar için dirimsel ehemmiyet taşır.

Bu minerallerden en oldukca gereksinim duyulan karbon (C), hidrojen (H), Oksijen (O) ve azot (N)’tur. Topraktaki mineral maddelerin eksikliği tüm canlıları negatif etkisinde bırakır; bitkilerin büyümesini, toprakta minimum bulunan mineral madde sınırlar ve buna minimum kuralı denir. Mesela; bir bitkinin yaşamış olduğu toprakta magnezyum elementi haricinde öteki tüm elementlerin yeteri kadar bulunduğunu varsayarsak, bu bitkinin gelişimi, toprakta azca bulunan magnezyum elementiyle sınırlandırılır.

İklim

İklim, belli bir gölgede uzun devam eden hava koşullarının averaj durumudur. İklimin oluşumunda ekosistemin dört cansız bileşeni olan; ısı, ışık, rüzgâr ve suyun önemi büyüktür. İklim yeryüzü enlemlerine nazaran farklılıklar gösterir. Bir bölgede yargı devam eden iklim koşulları da canlıların coğrafi yayılışını etkisinde bırakır. Mesela; Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe geniş yapraklı ağaçlardan iğne yapraklı ağaçlara geçiş görüşür. 

Coğrafi olarak Şimal yarım kürede bulunan vatanımızda deniz kıyılarında ılıman bir iklim, iç kesimlerde ise daha soğuk ve kurak bir iklim gözlenmektedir.

Coğrafi olarak Şimal yarım kürede bulunan vatanımızda deniz kıyılarında ılıman bir iklim, iç kesimlerde ise daha soğuk bir iklim gözlenmektedir. Bu özellikler de değerlendirildiğinde genel olarak üç iklim çeşidine (Akdeniz, Karadeniz ve karasal iklim) rastlanmaktadır. Ek olarak Marmara ve Ege bölgeleri içinde bir geçiş iklimi mevcuttur.

Ekosistemin Canlı Bileşenleri (Biyotik Faktörler)

Biyotik, bir ekosistemde birbirleriyle ilişki içinde bulunan canlıları ifade eder. Bir ekosistemde bulunan canlılar, bilhassa beslenme açısından birbirlerine bağlıdırlar. Canlılar üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olmak suretiyle üç gruba ayrılır.

Üreticiler (ototrof)

İnorganik maddelerden organik maddeleri sentezleyerek kendi besinlerini üreten canlılardır. Kendi besinini kendisi üretir ve büyük çoğunluğu fotosentetik canlılardır. Bu canlılar gıda üretirken güneş enerjisini kullanıyor ise fotosentetik, kimyasal enerji kullanıyor ise kemosentetik canlılar olarak adlandırılır. Ek olarak bir oldukca gıda zincirinin ilk basamağını oluştururlar.

Karasal ekosistemde yer edinen üreticiler; atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesini korurlar. Ek olarak bitkiler, toprağın üst kısmını yutarak erozyonu önlemede etkilidirler. Bitkiler, algler, öglena, bazı bakteriler ve bazı arkeler üretici canlılardır.

Tüketiciler (heterotrof)

Kendi besinini kendisi üretemeyen, gereksinim duydukları gıdaları dışarıdan hazır almak zorunda olan canlılardır. Hayvanlar, bazı mantarlar, bazı bakteri ve protistler tüketici canlılardır.

Direkt üretici canlılarla beslenen tüketicilere birincil tüketici, bunlarla beslenenlere ikincil, ikincillerle beslenen canlılara ise üçüncül tüketici denir. Herhangi bir beslenme basamağındaki sayıca artma ya da azalma ekosistemdeki dengeyi bozar.

Ayrıştırıcılar (saprofitler)

Doğadaki ölü organizmaları, dökülmüş yaprakları, dışkıları ve öteki organik maddeleri hücre dışı sindirim yöntemiyle sindirerek gıda ve enerji gereksinimlerini karşılayan canlı grubudur.  Bunların ayrıştırılmasıyla canlı dokularında biriken organik maddeler inorganik maddelere parçalayarak tekrardan üretici canlıların kullanımına sunulur ve yine ekosisteme kazandırılır. Ayrıştırıcılar her ekosistemde bulunur ve madde döngüsündeki görevi oldukca önemlidir. Mantarlar ve bazı bakteriler bu gruba örnektir.

The post Ekosistem Nedir? appeared first on Ogreniyo.com.