İçeriğe geç

Bilgi Türleri

Sosyal bir varlık olarak insan, bilmek ister. Kendisini ve kendisi dışındaki bilmek hususunda ısrar ve merak sahibidir. Böylece insan bilginin konusu haline gelmektedir. Nitekim bilginin iki ana unsuru bilen özne ile bilenen nesnedir. Bilginin ilgi alanları çeşitlidir. Bilginin çeşitlerini anlamak için onun günlük hayatta, dinde, teknikte, sanatta, ahlakta ve bilimde ortaya çıkış şartlarını ve ortamını gözden geçirmek gerekir.

Zira bilginin türleri, ele aldığı varlık türlerine göre ad alır: Matematik, teolojik, fizik, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik alanlardaki varlıklara ait bilgiler gibi. Diğer taraftan bilgi türleri bir de dayandıkları kaynaklara, kullandıkları yöntemlere, yöneldikleri amaçlara göre isimlendirilirler. Dolayısıyla bilginin birçok çeşidinden söz edilebilir: Gündelik bilgi, dinsel bilgi, teknik bilgi, sanat bilgisi, bilimsel bilgi, okült bilgi, felsefî bilgi.

Bilgi Türleri Nelerdir?

1- Gündelik Bilgi

Bu bilgi türüne, halk bilgisi, yani sıradan bilgi denir. Gündelik bilginin kaynağı, yaşadığımız dış dünyadır. Vasıtaları ise görme, işitme, tatma ve dokunma gibi duyu organlarıdır. İnsan içinde yaşadığı varlık dünyasında varlıkları birer birer algılar. Bunlardan ayrı ayrı bilgilere ulaşır ve bunları genelleştirmeye gider. Örneğin; çocuğu tanırım, komşuyu tanırım, ağacı tanırım ve onların özelliklerini söylerim. Nihayetinde bu bilgiler, algılama vasıtasıyla elde edinilen bilgilerdir. Geçerliliği ve doğruluğu kişisel tecrübeye dayanır. Dolayısıyla bu bilgiler, şahsî denemelerle kazanıldığı için emprik bilgiler olmaktadır. Edinilen bu bilgi türüyle, gündelik hayat kolaylaşır. Gündelik bilgi, düzensiz bilgidir; onun için sistematik ve bilimsel bir yönü bulunmamaktadır.

2- Dinsel Bilgi

Din, mutlak varlığa ve onun bildiklerine dayanan bir sistemi hatırlatır. Din, dünyayı kavranabilir ve yaşanabilir bir alan haline dönüştürme gayreti içindedir. Bundan dolayı dinin insana, dünyaya ve tabiata bir bakış açısı ve hayat biçimi bulunmaktadır. Tüm bunlarda insanın mutluluğa ulaşma hedefi vardır. Vahiyle ilişkisi olmasa bile, ilahî olmayan dinlerde bile üstün ve aşkın bir varlığa bağlılık söz konusudur. Tanrı mutluk varlıktır ve hakikati her şeyi kuşatır. Tanrı’nın gerçekliği karşısında insanın ve evrenin yeri bu şekilde belli olur ve insanın vazifesi tespit edilir.

Tanrı, özne-nesne ikiliğini aşan ve kuşatan aşkın bir varlıktır. Dolayısıyla dinde öznenesne ilişkisi inanç bağıyla gerçekleştir. Tanrı, seçtiği elçiler olan peygamberlere bir takım hakikatleri bildirmiştir. Bunun sonucunda, insanlar bunları kabul eder. Böylece dinde bu hakikatlere inanılır ve bağlanılır.

İlâhî kaynaklı hakikatlere dayanan bilgiler, doğruluğundan kuşku duyulamayan bilgilerdir. Din, bu bilgiler vasıtasıyla ve onların uygulamalarıyla insanın iç ve dış dünyasını düzenlemeyi amaçlar. İnanan insan, ilâhî bilgilere tabi olarak ve onları aklıyla yorumlayarak kendi hayatını düzene koyar ve anlamlandırır.

3- Teknik Bilgi

Teknik, insanın bir gayeye göre nesnelere şekil kazandırmasıdır. Tekniğin asıl amacı üretim ve insanların hayatını kolaylaştırmaktır. Bu anlamda, teknik, bilimlerin ve bilimsel bilginin bir uygulamasıdır. Halbuki bilimin hedefi, izah ve bilgi elde etmektir. Şu halde teknik, bir amaca yönelik olarak insanın faydası için tabiattaki nesneleri, bir araç haline getirmektir. Dolayısıyla teknik bilgide; özne-nesne ilişkisi, bilimsel bilgiye uygulayarak hayatı kolaylaştırmak maksadıyla kurulmaktadır. Özetle teknik bilgi, nesnelerin şeklini değiştirerek onların insana faydalı hale getirilmesinin bilgisidir. Ancak bu uygulama olumsuz yönde kullanılmamalı, insanı ve tabiatı koruma ilkesini ön planda tutmalıdır.

4- Sanat Bilgisi

Hayatı ve varlığı derin bir şekilde kavrama gücüne sahip olan sanat, bu açıdan bilim ve felsefeden farklı bir özellik gösterir. Çünkü sanatın kavrama gücü, akla dayanmaz; duyguya, coşkuya ve sezgiye dayanır. Sanatçı, olayların gerçekliğini şahsî duyuşla ifade eder. Bu ifadeye, insanın ruh dünyasının zenginliğini katar. O, varlığı sezgi gücüyle kavrar; böylece eseri ile de varlığın ele aldığı kısmını ifade eder. Örneğin; bir ressam, tablosunda doğanın bir parçasını resmetmiş ise varlığın o parçasını kendi duyuşu ve sezişiyle anlatmaya çalışır. Sanat bilgisi sanatçı ile onun yöneldiği nesne arasındaki ilgiden doğan bir bilgidir. Nihayetinde sanatçı, bilim adamı ve filozof, varlıkta olanı ve ondan anladığını ortaya koyar ve üretir.

Sanat bilgisi, öznel bir bilgi türüdür. Örneğin, aynı konuda yoğunlaşan iki sanatçının her birisi, sanatı farklı üslup ve görsellikte anlamlandırırlar. Dolayısıyla sanat bilgisi, akıl ilkelerine dayanılarak ortaya konulan bir bilgiyi ifade etmez. Zira sanat, sezgi ve hayal gücünün eseridir. Sanatçı da, sübjektif sanat bilgisine kişiliğini ve duygularını katmış, ona herkesten farklı olarak kendi zihin ve gönül dünyasından bakmıştır. Yine iki bilim adamı, aynı bilim kanununu bulabilir, ama iki müzik adamı aynı besteyi, iki ressam aynı tabloyu birbirinin tamamen benzeri şeklinde yapmaları mümkün değildir. Dolayısıyla sanat özneldir ve onun ölçüsü, doğru ve yanlış ile belirlenmez. Sanat eserinin değeri, güzel ve çirkin olarak belirlenir.

5- Bilimsel Bilgi

Evreni, toplumu, insanı ve tabiatı konu edinen bilgi türüne bilim denir. Onun araştırma konuları üzerinde gözlem, deney ve akla dayanarak metotlu bir şekilde bilimin elde ettiği düzenli ve sistematik bilgiye de bilimsel bilgi denir. Bununla birlikte bilimsel bilgi, nesneldir; nesnelere yönelik olup, taraf tutmaz. Nesnellik, bilim adamının şahsiyetinin bilgide müdahil olmamasını ifade etmektir. Bilimsel bilgi, genel olarak tüm akıllar ve zihinler için kabul edilebilir niteliktedir. Olayları olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi bildiren bir bilgi çeşididir.

Alanı geniş olan bilimsel bilgi, evreni, tabiatı, insanı, yani varlığı tüm yönleriyle ele alıp araştırır. Bu deney, gözlem ve araştırmayı nedensellik ilkesine (sebep-sonuç ilişkisine) göre gerçekleştirir.

Aklın ve akıl ilkelerinin bir ürünü olan bilimsel bilgi, mantığı kendisine temel aldığı için, genel geçerlidir. Çünkü insanlar, her dönem ve çağda aynı akıl ve mantık prensiplerine göre hareket etmişlerdir. Dolayısıyla bilimsel bilgi tutarlı olup, mantıksızlığı ve çelişmeyi kabul etmez. Kısacası, bilimsel bilgi; konusu, yöntemi, nesnelliği, düzenliliği yani sistemli oluşu ve kontrol edilebilmesi ile diğer bilgi türlerinden farklılık göstermektedir.

6- Okült Bilgi

İnsanda bulunan temel zihniyetlerden birisi olan büyüsel zihniyeti tatmin eden ve ona uygun olan, insanların bazı zamanlarda müracaat ettikleri bir bilgi türü olarak okült bilgiler, tarihte ilgi çeken bir alandı. Günümüzde de bu bilgilere talep halen devam etmektedir. İnsan sahip oldukları zihniyete uygun olarak zaman zaman bu bilgilere başvurmaktadır. Büyücülere gider, fal baktırır, uğur ve şans getirecek objeler taşır, bu amaçla bazı eylemler gerçekleştirir.

Okült bilgiler, gizli ve görünmeyen varlıkların insan hayatına müdahale etmesi ve bazı kişilerin bunlarla temas edebildikleri inancına dayanır. Burada bilgilerde sembolizm önemli bir yer tutar. Sembollerin izahının gizli güçlere sahip insanların yetkisi dâhilinde olduğu inancı vardır. Büyücü, falcı gibi kimseler bu tür kişilerden oluşmaktadır.

Pratikle ilgili olmaları sebebiyle okült bilgilerin bir ayağı tabiat incelemesi, bir ayağı gizli güçlerdir. Bu amaçla kullanılan otlar ve madenlerden gereği gibi yararlanabilmek için onların niteliklerinin bilinmesine ihtiyaç vardır. Okült bilgiler, görünmez olanla ilgilerinden dolayı bir taraftan da dinle ilişki halindedir. Çünkü dinin insan üzerindeki tesiri oldukça önemlidir. Dinin bu etkili gücünden büyücüler, falcılar yararlanmak isterler ve onu bir enstrüman/vasıta olarak kullanırlar.

Ancak her şeye rağmen, dinî bilgiler ile okült bilgiler amaç ve hedef bakımından birbirlerinden çok farklı alanlara sahiptirler. Öncelikle dinî bilginin kaynağı aşkın ve Mutlak bir Varlık iken, okült bilginin kaynağı insanın kendisidir. İkinci olarak dinde görünmez olan kudretin sahibi Aşkın Varlık’ iken; okült bilgilerde görünmez güç insan veya eşyadır.

Okült bilgiler, insanlarla nesneler veya bazı nesnelerin kendi aralarında bulunduğu sanılan bir sempati üzerine kuruludur. Büyücü veya falcı bu sempatinin sınırlarını bilen kişidir ve bunlara dayanarak âlemin bir tür izahını yapar, ondan bir takım neticelere ulaşır. Bu tür bilgiler aklî tecrübeye değil, ortak tasavvurlara bağlı bir çeşit mistik deneyime dayanır.

7- Felsefî Bilgi

Felsefî bilgi ise, belirlenmesi güç olan bir bilgi çeşididir. Zira felsefenin ne olduğu meselesi, felsefenin en zor problemlerinden birisidir. Felsefî bilgi veya felsefeyi anlamaya çalışırken yapılması gereken doğru hareket tarzı, tarih boyunca filozof denilen kişilerin yaptıkları işin kendisine bakmak olacaktır. Bu yapıldığında filozofların farklı zamanlarda, farklı kültürlerde, farklı amaçlar ve farklı işlevlerle farklı somut felsefeler inşâ ettikleri ortaya çıkmaktadır.

Kant felsefeyi ‘kendisini akla dayanan nedenlerle meşru kılmak veya haklı çıkarmak iddiasında bir zihinsel etkinlik biçimi’ olarak tanımlamıştır. Burada ‘akla dayanan nedenler’den insanın her türlü deneyini, gözlemini bunlara dayanan her türlü akıl yürütmesini ve sezgisini içine alan geniş bir nedenler grubunu anlamak gerekir. ‘Haklı çıkarmak veya meşrulaştırmak’ iddiasından ise ‘herhangi bir önermeyi, bu önermeyi ileri sürmeyi mümkün kılan kanıt, temel veya gerekçelerle ortaya koyma’yı anlamak gerekir. Örneğin ‘eğer bütün insanlar ölümlü ise ve Ahmet de bir insan ise, Ahmet’in ölümlü olduğu’nu kabul etmek zorunludur. Burada bu iki öncül bir sonucu zorunlu kılmakta, onu ileri sürmeyi gerektirmektedir. Tabii ki burada önemli olan ilk iki öncülü nasıl elde ettiğimizdir. Felsefe bu iki öncülün kendilerinin de ya a) yine bu tür başka bir akıl yürütmenin sonuçları olmasını veya b) genel anlamda insanın bilinçli gözleminin, deneyinin, bunlar üzerinde düşünmesinin sonucu olmasını veya insanî sezginin de işin içine karıştırılarak elde edilmesini talep eder.

Felsefede önemli olan husus felsefî sonuçlara ulaşmadan çok bu sonuçlara ulaşma şekli ve yöntemidir. Zira felsefede diğer disiplinlerdeki gibi herkes tarafından kabul edilen sonuçlar elde etmek pek mümkün değildir. Her filozof, kendi felsefesini inşa etmek gayreti içinde olması, böyle bir hali doğurmaktadır. Felsefe, mutlak sonuçlara elde etmeye hayati bir problem olarak görmez. Jasper’in dediği gibi, felsefe “daima yolda olma” çabasının bir yansımasıdır. Felsefede yeni ve özgün bir felsefî sorunu ortaya koymak, felsefî bir probleme yeni bir cevap vermek kadar değerlidir. Çoğu filozof için birincisi, ikincisinden daha önemlidir. Yunan felsefe tarihinde Sofistler ve Sokrat’ın, kendi zamanlarına kadar ciddi olarak ele alınıp tartışılmayan kültür, ahlâk ve siyasetle ilgili hususların felsefi olarak ele alınması ve tartışılması, düşünce tarihi açısından hayati derece öneme sahip bir gelişme olarak görülür.

Felsefî bilgi bir takım ilke ve nitelikleri tespit eder. Felsefî bilginin özelliklerine bakıldığında şunlar söylenebilir:

Felsefî bilgi akla dayanır; eleştirici ve sorgulayıcı bir nitelik taşır.
Felsefî bilgi düzenli ve sistemli bir bilgidir.
Felsefî bilgi birleştirici ve bütünleştirici; evrensel bir bilgidir; sonuçta bir dünya görüşü ortaya koyar.
Felsefî bilgide bitmişlik ve kesinlik yoktur. Hiçbir konuda son söz söylenmiş değildir.
Felsefî bilgi birikimsel, yığılan (kümülatif) bir bilgidir.
Felsefî düşünüş şahsî ve yaratıcıdır.
Felsefî bilgi deneylerle test edilerek doğrulanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir