Anarşizm Nedir? Anarşist Felsefe Nedir?

tarafından
42
Anarşizm Nedir? Anarşist Felsefe Nedir?

Anarşizm nedir?
Anarşizm özetlemek gerekirse, devleti, insanları hem sömüren hem de özgürlüklerini kısıtlayan, aslı itibarıyla fena bir kurum olarak yorumlayan bir ideolojidir.

Anarşizmi incelemeden ilkin, anarşizm hakkında yaygınlaşmış bir genel kanıyı hatırlatarak ve bu kanının yanlışlığını ortaya koyarak işe adım atmak yararlı olacaktır. Gündelik konuşmada, halk dilinde anarşist denildiğinde “her türlü düzene başkaldıran”, “hiçbir düzeni tanımayan ve istemeyen” kişiler anlaşılır ve bu anlama biçiminin geçmişi Fransız Devrimi’ne kadar uzanır. O dönemde mevcud toplumsal düzeni yıkmak ve değişiklik yapmak isteyen kişiler için kullanılan bu negatif niteleme, zaman içinde gündelik dile de yerleşmiştir. Oysa anarşizm, sanılanın aksine bir toplumsal düzeni hedefler, fakat anarşizmin idealize etmiş olduğu cemiyet düzeninde devlete yer yoktur.

Eski Yunancada “in yokluğu” ya da “in olmaması” anlamlarını veren “a” öneki  ve “yönetici” anlamını veren ”archos” sözcüklerinin birleşiminden oluşan kargaşa sözcüğü, genel olarak “güç yokluğu”, “yönetimin olmaması” anlamına gelir. Anarşizm, kişinin toptan özgürlüğünü, devlet kurumunun yokluğunda da insanların bir cemiyet düzeni, üstelik daha adaletli ve özgürlükçü bir cemiyet düzeni kurabileceğini korumak için çaba sarfeden bir ideolojidir.

Anarşist Felsefe Nedir?

Anarşizm, devleti, özgürlükleri kısıtlayan, insanoğlu için gereksiz harcamalar çıkaran, tamamı yetmezmiş benzer biçimde yalnızca belli insanların ya da ekonomik sınıfların çıkarlarını koruyup kollayan, öteki insanları da hem sömüren hem de özgürlüklerini zor kullanıcı araçlarıyla kısıtlayan, aslı itibarıyla fena bir kurum olarak yorumlayan bir ideolojidir. Bu ideolojinin klasik temsilcilerinden Pyotr Alexeyeviç Kropotkin (1842-1921), Modern Bilim ve Kargaşa’de cemiyet anlayışını sözünü ettiğimiz ilkelerden yola çıkarak şöyleki açıklar:
“…Biz toplumu, geçmiş barbarlık ve zulüm düzenlerinin bizlere mirası olan yasalarla ya da ister seçilerek ister zorla başa geçmiş egemenlerle yönetilen bir yapı olarak değil, tıpkı âdetler, anane görenekler benzer biçimde özgürce oluşmuş karşılıklı antak kalma, rıza ilişkilerine dayalı canlı bir organizma olarak görüyoruz…”

Anarşizm, devletsiz bir cemiyet düzeninin var olabileceğini korumak için çaba sarfeden, devleti aslı bakımından fena olarak niteleyen bir ideolojidir.Anarşizmin belli başlı savunucuları olarak Kropotkin, Bakunin, Proudhon, Godwin, Goldman ve Stirner sayılabilir .Bu cemiyet anlayışında devletin dışlandığı fakat toplumsal seviye düşüncesine yer verildiğini görüyoruz. Aslına bakarsanız Kropotkin’e nazaran kargaşa de (anarşizmi kastediyor) başkalarını kendi istencine bağlayan hiçbir saltanatı, despotu, kulluk ilişkisini kabul etmediği benzer biçimde, devamlı olumluya doğru bir değişimi, daha doğrusu ilerlemeyi kabul eder.

Bireyci Anarşizm Nedir?

Kropotkin’de toplumcu yönü öne çıkan anarşizmin, ilk olarak Max Stirner tarafınca savunulmuş olan bireyci bir başka biçimi de bulunur. Değişik geleneklerden oluşan bireyci anarşizm, bireysel bilincin ve bireysel çıkarın, herhangi bir kollektif organ ya da kamu otoritesi tarafınca engellenmemesi gerektiğine inanır. Bireyci anarşizm, toplumsal, toplumcu, kollektivist, komünist akımların ortak iyelik düşüncesine karşı mülkiyetin bireylerin elinde bulunmasını savunur.Bireyci anarşizmin Henry David Thoreau, Josiah Warren, Murray Rothbard ve William Godwin benzer biçimde temsilcileri de bulunur.Fakat tüm bu adlardan ilkin Max Stirner’i anmak uygundur: Stirner’ın felsefesi bireyci anarşizmin bencil biçimidir; Stirner’e nazaran tanrı, devlet, terbiye kuralları ve toplumu dikkate almadan istediği benzer biçimde eyleyen kişinin, cemiyet üyelerine karşı hiçbir sorumluluğu yoktur. Stirner’e nazaran haklar insan aklındaki korkulardır ve cemiyet denen şey yoktur; “bireyler onun gerçekliğidir” Mülkiyeti haklarla değil, güç ve kudretle haiz olunan varlıklar olarak görür. Stirner, merhametsizliğe saygının gösterime başlayacağı egoistler birliğini, insanları bir araya getirecek örgütlenme modeli olarak görür.

Yeşil Anarşizm Nedir?

Daha oldukca 20. yüzyılın ikinci yarısında artan çevre sorunlarının bir ürünü olarak da görülebilecek olan yeşil anarşizm ise, bilhassa tabiat insan ilişkisi üstünde duran bir anarşist fikir hareketi olarak karşımıza çıkar. Bu hareketin temel problemi, sanayi öncesi toplumu, hatta kimi zaman ziraat öncesi toplumu tekrardan canlandırmaktır. İnsanları organik yaşama yabancılaştıran teknoloji ve ilerleme düşüncesiyle anlatılan sanayi toplumu, bu hareketin eleştirilerinin ağırlık merkezini oluşturur. Felsefî temel olarak Jean Jacques Rousseau’nun tabiat durumunu öven yazılarından beslendikleri, esin aldıkları söylenebilir. Fakat bunlardan daha çok, ilkelcilik (primitivizm) ortaya çıktığında, Frankfurt Okulu’nun Marxistleri Theodor Adorno ve Herbert Marcuse’nin düşünceleri ile Marshall Sahlins, Richard Lee, Lewis Mumford, Jean Baudrillard ve Gary Snyder benzer biçimde antropologların düşünceleri bu hareketin şekillenmesinde mühim yer tutmuştur.Kendilerini ilkelci (primitivist) kısaca tamamen organik ve teknolojiden arınmış bir yaşamın savunucuları olarak adlandıran bazı yeşil anarşistler, organik yaşama tam bir dönüş ve göçebe avcı toplayıcı yaşam tarzını savunurken, başka bir grup yeşil anarşist ise gündemine bir tek sanayi toplumunun ortadan kaldırılmasını alır, evcilleştirmeye yada ziraat etkinliğine karşı kati bir karşı duruş sergilemezler. Bir oldukca yeşil anarşist devrim sonrası gelecekle bağlantılı bu sorunları bir kenara bırakıp bugünün dünyasının karşı karşıya olduğu sorunlara ve toplumsal devrim mevzusuna odaklanmıştır.

Haklarda eşitlik ve bireysel özgürlüklerin en geniş seviyede tanınmasını idealize eden anarşizm ideolojisine yöneltilen eleştiriler, bu ideolojinin devletsizliğe ve otoritesizliğe yapmış olduğu vurgu üstünde yoğunlaşır. Bu eleştirilere nazaran, devlet olmasa bile zor kullanma çeşitli biçimlerde kendini göstermeye devam edecek, hatta kurumsal kısıtlamaların olmadığı bir ortamda bazı bireyler, büyük seviyede çıkarlarını da yatacak baskıcı bir devleti ya da alternatif bir otoriter örgütü meydana getirmeye elverişli oranda deposu ele geçirme olanağına haiz olacaklardır. Öyleyse, devletsiz bir toplumda bu şekilde bir riskle karşı karşıya var olmaya çalışmak yerine, adaletli ve tüm bireylerin gereksinimlerini gözeten doyurucu ve kabul gören bir devlet meydana getirmeye çalışmak daha yararlı neticeleri olacak bir tercihtir.